Hayat…………Bazen inatla iyi gidiyor.Oysa bahane bulmak hep kolaydır.Hiçbir şey uzun süre aynı şekilde devam etmemelidir.İyi ya da kötü,ne önemi var ki,çabuk bitmeli işte.Mesela bu bir mutluluk etkeni olabilir,sevinebilirsin.Seni biraz acayip seven ,acayip,belki çok acayip bir insan,öyle bir insan işte.Öyle!…….Vardır…Varolmaktadır…Varolmaya çalışmaktadır.Bu insan hakikaten çok acayip olabilir ya da öyle görünmeye çalışıyordur ya da aslında hiç olmak istemediği birini iradesi dışında oynamak zorunda kalıyor bir türlü kendisi olamıyordur ya da ne olduğu,kim olduğu çok da önemli değildir,herkes gibi herkes kadar…herkes gibi bilmez işte:neden ordadır,onlarla ve O’ dur? Ya da oturtamadığı bir kişiliğin onlarca parçalar halinde sağa sola savrulduğunu görüyor ve seyirci kalıyordur bu duruma çaresizlik içinde,elinden bir şey gelmiyordur,gelse zaten yapacaktır yapması gerekeni.
Bir Cuma günü…herhangi bir cumadır işte.Sevmediğin,sevemediğin bir hayatı azıcık da olsa değiştirmeye çalışır; “hadi bugün de okula gitmeyeyim,ama bütün günümü yatakta-ayakta- uyuyarak da geçirmeyeyim” dersin.Atlarsın otobüse erken bir saatte,bir sahile atarsın kendini,bazen de o sahilden denize bırakmak istersin kendini,ama hemen sonra sevgili Nietzsche’ni anımsar,utanırsın bu düşüncenden ve kızarsın kendine.İstanbul’dasın,sahil çok!….
Bir Cuma sabahı…Ve Kadıköy mesela.Genelde hep orasıdır zaten.Nefret ettiğin ama vazgeçemediğin yerler vardır, orası da öyle bir yerdir işte.Rıhtım da öyledir:balıkçılar da,kalabalıklar da, çingeneler,çocuklar,boyacı,simitçi,çiçekçi,martılar,gri bir gökyüzü vs. vs.
Her şey mevcuttur gerekli olan ve olmayan.
Herkes kendisi gibidir senden başka ya da tam tersi.Hava da soğuktur.Ocak ortaları…Soğuk bir Cuma günü…Boş bir bank bulur oturursun,en uzak en tenha olanını seçersin hep.Kalabalığın gürültüsünü ya da o korkunç sessizliğini değil;denizi ve aç martıların çığlıklarını duymak istersin.Bir derdin yoktur.Mutlu da değilsindir.Asla!!! değilsindir…Hayat seni kendi limanlarına umarsızca ve zalimce savurur-savurmuştur çoğu zaman-,sen dilediğin limana hiç uğrayamamışsındır;çırpınır durursun.Çoğu zaman da küçük fırtınalara teslim,alabora olur güçsüz bedenin.Genelde böyle olur,tutunursun bir yerinden.Hayata ucundan tutunur ya zaten herkes. Kendi ruhunda taşıdığın o çirkin kaderi başka yüzlerde de görmek imkansız değildir.Toplumsal hayatın toplumca paylaşılan kaderi-kederi- işte.Aynısındır sen de,bir farkın yoktur ötekilerden;Hele bir de haberin varsa bundan……
Biraz değişiklik iyidir ara sıra.Kendini avutursun;başka çaren yoktur.Asla kaçamazsın.
Öyle bir Cumaydı işte,Ocak ortaları,hava da soğuk…Üşürsün.Oturduğun banktan kalkar,seni tutsaklığına geri taşıyacak otobüslerin beklediği durağa doğru ağır adımlarla yürümeye koyulursun.Derinlere dalmışsındır,kör ,sağır,acayipsindir!Fena dalmışsındır.O gün de hiç görünmemiştir güneş ortalıklarda,epeydir saklanmaktadır ve gridir gökyüzü-koyu gri!-. Acayipsindir ve birini öyle acayip seviyor olabilirsin,oysa biliyorsundur ki o başkasıyladır,bu aşk yıkıcı,anlamsız ve tutarsızdır.O başkasıyla mutludur belki!?Zaten seninle olmaz,saçmadır,zaten sana da uymaz!!!!!!!………….Sen başkalarının saadetini bozabilecek insanlardan değilsindir,olamazsındır da.Ama acayipsindir işte,bir türlü sevdandan vazgeçemezsin,kendi kendine sever,avunursun ve genelde herkes bu haline güler.Zaten komiktir,saçma ve anlamsız.Senin için böyle düşünülmesinin çok da önemi yoktur,yürek senin yüreğin,sevda senin,acı senin,umut senin…Zaten acayipsindir ve insanlar pek anlayamaz seni;ne gülerler ne kızarlar;şaşkın şaşkın bakarlar ardından ve açık sözlüsündür;yüzüne söyleyemez hep arkandan konuşurlar,korkaktırlar.Sınırsız sevebilirsin,çünkü sevme eylemi senin isteyerek yaptığın tek eylemdir ve her şeyi istediğin kadar sevebilirsin;özgürsün.Ama pek sevilmezsin,çünkü onlara uymazsın,benimsedikleri ya da alışageldikleri o karakterlere cidden hiç uymazsın.Bu hoşlarına gitmez,onlara uymak zorundasın.Uymalı mıyım diye sorduğun anda zaten yapamayacağını anlar cayarsın.İşteeee öyle… Avunur durursun.
Hiçbir sevdiğinin ölümüne tanıklık etmek istemezsin;ölüm senin için İstanbul’dan Hakkari’ye gitmektir ya da Çin’den Kanada’ya;gerçekliğinle sınırlı bir yolculuk -tercihen uzun mesafeli-.Boyut değiştirmeye çok da gerek yoktur.Ölüm böyle basit bir yolculuktur,o insan artık sıkılmıştır ve gitmek ister,gider;asla engel olamazsın.Ama eğer cesedini görürsen iş değişir;nefret ettiğin o lanet olası gerçeklikle karşı karşıya kalırsın:Yok olmak. Soğuyacak, moraracak, çürüyecek;topraktaki türlü canlı tarafından yenecek ya da deneylerde paramparça edilecek…….Yok olacaksın.Buna inanmak istemezsin,bilirsin böyle olduğunu,ama gözlerinle görmediğin müddetçe sorun yok.Görmediğin şeye inanmak zorunda değilsin,ama görünce fena olur,bilirsin.Henüz hiç görmemişsindir yakından bir cesedi,hele de bir sevdiğininkini asla.
Görmediğin müddetçe sevdiğin insanı o malum başkasıyla,sorun yoktur, önemsizdir.Onunla ya da değil;asla bilmek zorunda değilsindir ve avunmaya devam edebilirsin.Ama bir Cuma günüydü işte,Ocak ortaları…Hava soğuktu ve griydi gökyüzü.İyice biriktirmişti damlalarını,yağdı yağacak.Onları el ele görürsün.Ardından da iki damla gözpınarlarında,nerden geldiği meçhul.Seni görmez ,neden görsün ki zaten.Görmesine hiç gerek yoktur.Hayat işte;yine kendi limanına çekiyordur seni zorla.Damlaları silersin usulca ve yoluna devam edersin;yüreğinin olduğu yerden hissettiğin derin bir sızı ve anlayamadığın boşluk duygusuyla.Anlarsın ki aşk ölmüştür,öyle oracıkta bitmiştir işte;sevdanın cesedi tam ayaklarının dibinde……………
2001/Kadıköy
Son Yorumlar