HİZMETÇİ FİRDEVS ve CAM BÖLMELER

•Nisan 27, 2009 • Yorum Yapın


Hepsini bitirdin mi’ye kadar vaktim var
Varsa var, ben koca götlü bir kadınım alt tarafı, cam bölmeleri siliyorum
Binlerce cam bölmeyi siliyorum, “neden hiç bitmiyor”a kadar
Durmadan siliyorum, bunu hep yapıyorum, kurtulamıyorum
Kurtulsam da ne çıkar, ben içi geçmiş bir kadınım alt tarafı
Anlarsanız siz anlarsınız beni, ben anlayamam.

Ve bana kızıyorlar, bilmem ki, nedense kızıyorlar
Başımda duruyorlar, yanımdan geçiyorlar, ansızın geri dönüyorlar
Üstüme dikiyorlar birden gözlerini
Konuşsam konuştuklarımı
Düşünsem düşündüklerimi görüyorlar
Ne yapsam görüyorlar, örneğin
Sabahları ben uyanır uyanmaz
Dışarı çıkar çıkmaz yolumu kesiyorlar
Yalnız yolumu kesseler iyi, bir de bakıyorum ki yüzlerine
Çoktan onların olmuş gece gördüğüm rüyalar

Sanki dünyada değil, dünyayı paylaşmış gibi yaşıyor onlar
Ben içi geçmiş bir kadınım alt tarafı, cam bölmeleri siliyorum
Binlerce cam bölmeyi siliyorum, neden hiç bitmiyor’a kadar
Durmadan siliyorum, bunu hep yapıyorum, kurtulamıyorum
O kadar kurtulamıyorum ki, bir gün ansızın
Yaşamak ben oluyorum. Firdevs ki birden yok oluyor
Ve zaman ben oluyorum
Boşluğun kendisi ben olunca da, Firdevs cam bölmelerin içinde
Boşluğun arta kalan parçalarına benziyor.

Edip Cansever

Bazen ne yaparsan yap olmuyor.

•Nisan 18, 2009 • 1 Yorum

Bazen ne yaparsan yap olmuyor….

Böyle bir şarkısı var Teoman’ın,kendisini sevmem ama şarkılarını seviyorum.Uzun zamandır yazmıyorum hiçbir şey.Yazmıyor muyum yazamıyor muyum orasını bilmiyorum ama.İçtenlikle bıkmadan usanmadan bir şeyler yazdığım günleri düşünüyorum.İnancım vardı insanlara,yarınlara,aşka,umuda…Şimdi birden bire ne oldu ki…Herkes hayal kırıklıkları yaşar,üstelik benim yaşadıklarım çoğu durumlarla karşılaştırıldığında hiç kalır..Bu nötr olma halini sevmiyorum,yapay acılar üretmeye çalışıyorum sanki,sürekli bir depresyon halinde gezinmeye özen gösterir gibi bir halim var ama depresyon kelimesi bile midemi bulandırıyor.Dünyada yaşanan bütün trajedilere rağmen gözlerimi kapayıp O PeterPan masalındaki “olmayan ülke”de hala çocuk olduğumu hayal edebilmek istiyorum,ya da Küçük Prens vardı ya da Şeker Portakalı’ndaki Zéze…

Şunu düşünüyorum:Her şey lanet olası EGO’nun suçu..Boş şeyler uğruna ruhumuzu sıkıştırıyoruz,sıkıştırıyoruz,kilitliyoruz ,bir kutuya hapsediyoruz,denize fırlatıyoruz…Ve bedenlerimiz hayvansal içgüdüleriyle (insanı insan yapan o ruhtan kurtulmuş!?) hareket etmeye başlıyor.Onu besleyecek,tatmin edecek şeylerin peşinden koşuyor.Mutluluk asla yok,zaten geçici tatminler..bir yerden sonra o anlık zevkleri de alamaz oluyor giderek katılaşmış , körelmiş beden..

Kafan yine karmakarışık değil mi..Bir Çarşamba gecesini yaşıyoruz şimdi,yarın Perşembe..Günlerin ve ayların ve mevsimlerin ;zamanın akışı kadar rutine bağlanmışız.Yarın sabah ve ertesi sabah ve daha ertesi sabah yine aynı yatakta uyanıp,hiç sorgulamadan,kimi zaman sorgulamaya fırsat bile bulamadan koşturup duracağız.Zaten kısa olan hayatı boşa harcayarak daha da kısaltıyoruz.Ama ne yapılabilir ki içini doldurmak için.Ne yaparsak yapalım bizi tatmin etmiyor ya sonunda…

Sabahları koşuşturan insanları kaçışan sıçanlara benzetmiş İngiliz toplumu,öyle bir deyimleri var.Kafka da “bir sabah uyandığında bir Hamam Böceği’ne dönüşmüşsün farz et” diyor.Sıçanlar,böcekler….Görüyor musun,insanlıktan ne denli uzaklaşmışız…

Eskiden –galiba aşık olduğum günlerdi onlar-,bazı geceler yatağa girip de kendimi uykuya teslim etmeye hazırlanırken kısa bir süre ve bazen de saatlerce Tanrı’yla konuşurdum ve bu konuşmanın sonunda hep “Tanrım lütfen yarın sabah güneş doğsun,seni seviyorum,iyi geceler” derdim.Bu bir umudu diri tutma oyunuydu galiba…Şimdi de sabahları uyandığımda odama sızabilen bir güneş ışığı varsa ayağa kalkabilmem biraz daha kolay oluyor,en azından pencereyi sonuna kadar açabilme cesareti veriyor.Karşı apartmanın penceresine pek takılmıyor gözüm artık,sadece gökyüzü ve güneş…Yeni yeni yapılar dikiliyor,müstakil,iki üç katlı….Odamın penceresinden bakınca gördüğüm bu:irili ufaklı yapılar…

Pek hayal kurmuyorum artık,öyle kendimi kapıp koy verebileceğim minicik hayal parçacıkları da üretemiyorum eskisi gibi…Garip bir şey bu ,dayanılmaz bir acı yok,hayır hiç acı yok,acaba “yaşayan ölü” kavramı bu durumu tanımlayabilir mi?Nedense bana hiç yaşamıyor muşum gibi geliyor,sadece nefes alıp veriyorum,gerekli biyolojik aktiviteler sorunsuz işliyor.İşlemeyen bir şey var ama nedir o bilmiyorum.Tanrı beni cezalandıracak sonunda diye korkuya kapıldığım da oluyor,sanki bana sunulanlara karşı çok nankör….

23:30/02-02-2005

Yeni Dünya Özlemi

•Nisan 18, 2009 • Yorum Yapın

Sevgi diye aşk diye bir şey var,bir terim,kavram ya da olgu mu nedir bilmiyorum.Daha ilkokul sıralarında soyut sözcüklerden bahsederken öğretmenimizin ilk verdiği örnekler olarak aklıma takılan sözcükler…Soyut sözcükler duyu organlarımızla hissedemediklerimiz…Tanrı diyorduk o zaman,Tanrı da soyut mudur,susuyordu öğretmenimiz;o başka bir şey…Bir şeyin var olduğunu kanıtlamak için duyu organlarımızla hissetmek gerekiyordu ama…..

YENİ DÜNYA ÖZLEMİ

Beni bekleyen sabahları bırakarak ardımda

Davetsiz bir misafir gibi sokulmaya geldim koynuna

İttin beni

İttiğin yere bakmadan,düşünmeden

Baktığın yerden uçurumlar gözükür

Düştüğüm yerde kanamıştır dizim

Düştüğüm yerde …

Boğazıma kadar sular yükselmiştir

Sular beni aşacaktır kaçmazsan sana da yetişir.

Ne kadar yüksekte olsan da benden

Neresi yüksektir neresi alçak belirsiz aslında

Baktığım yerden görürüm

Bir çığ gibi düşersin yüreğimden

Sökülürsün akarsuların götürdüğü kara parçaları gibi.

Ben kendi deltalarımı biriktiririm kendi kıyılarımda sessiz sedasız

Öfkeler büyütmem,lanetler yağdırmam bu dünyaya da

Sana da

Biriktikçe çoğalırım

Bakarsın koca bir dünya olmuşum kendi sabahlarını doğuran.

01-05-2004

17:50

Hayat…

•Nisan 18, 2009 • Yorum Yapın

Hayat…………Bazen inatla iyi gidiyor.Oysa bahane bulmak hep kolaydır.Hiçbir şey uzun süre aynı şekilde devam etmemelidir.İyi ya da kötü,ne önemi var ki,çabuk bitmeli işte.Mesela bu bir mutluluk etkeni olabilir,sevinebilirsin.Seni biraz acayip seven ,acayip,belki çok acayip bir insan,öyle bir insan işte.Öyle!…….Vardır…Varolmaktadır…Varolmaya çalışmaktadır.Bu insan hakikaten çok acayip olabilir ya da öyle görünmeye çalışıyordur ya da aslında hiç olmak istemediği birini iradesi dışında oynamak zorunda kalıyor bir türlü kendisi olamıyordur ya da ne olduğu,kim olduğu çok da önemli değildir,herkes gibi herkes kadar…herkes gibi bilmez işte:neden ordadır,onlarla ve O’ dur? Ya da oturtamadığı bir kişiliğin onlarca parçalar halinde sağa sola savrulduğunu görüyor ve seyirci kalıyordur bu duruma çaresizlik içinde,elinden bir şey gelmiyordur,gelse zaten yapacaktır yapması gerekeni.

Bir Cuma günü…herhangi bir cumadır işte.Sevmediğin,sevemediğin bir hayatı azıcık da olsa değiştirmeye çalışır; “hadi bugün de okula gitmeyeyim,ama bütün günümü yatakta-ayakta- uyuyarak da geçirmeyeyim” dersin.Atlarsın otobüse erken bir saatte,bir sahile atarsın kendini,bazen de o sahilden denize bırakmak istersin kendini,ama hemen sonra sevgili Nietzsche’ni anımsar,utanırsın bu düşüncenden ve kızarsın kendine.İstanbul’dasın,sahil çok!….

Bir Cuma sabahı…Ve Kadıköy mesela.Genelde hep orasıdır zaten.Nefret ettiğin ama vazgeçemediğin yerler vardır, orası da öyle bir yerdir işte.Rıhtım da öyledir:balıkçılar da,kalabalıklar da, çingeneler,çocuklar,boyacı,simitçi,çiçekçi,martılar,gri bir gökyüzü vs. vs.

Her şey mevcuttur gerekli olan ve olmayan.

Herkes kendisi gibidir senden başka ya da tam tersi.Hava da soğuktur.Ocak ortaları…Soğuk bir Cuma günü…Boş bir bank bulur oturursun,en uzak en tenha olanını seçersin hep.Kalabalığın gürültüsünü ya da o korkunç sessizliğini değil;denizi ve aç martıların çığlıklarını duymak istersin.Bir derdin yoktur.Mutlu da değilsindir.Asla!!! değilsindir…Hayat seni kendi limanlarına umarsızca ve zalimce savurur-savurmuştur çoğu zaman-,sen dilediğin limana hiç uğrayamamışsındır;çırpınır durursun.Çoğu zaman da küçük fırtınalara teslim,alabora olur güçsüz bedenin.Genelde böyle olur,tutunursun bir yerinden.Hayata ucundan tutunur ya zaten herkes. Kendi ruhunda taşıdığın o çirkin kaderi başka yüzlerde de görmek imkansız değildir.Toplumsal hayatın toplumca paylaşılan kaderi-kederi- işte.Aynısındır sen de,bir farkın yoktur ötekilerden;Hele bir de haberin varsa bundan……

Biraz değişiklik iyidir ara sıra.Kendini avutursun;başka çaren yoktur.Asla kaçamazsın.

Öyle bir Cumaydı işte,Ocak ortaları,hava da soğuk…Üşürsün.Oturduğun banktan kalkar,seni tutsaklığına geri taşıyacak otobüslerin beklediği durağa doğru ağır adımlarla yürümeye koyulursun.Derinlere dalmışsındır,kör ,sağır,acayipsindir!Fena dalmışsındır.O gün de hiç görünmemiştir güneş ortalıklarda,epeydir saklanmaktadır ve gridir gökyüzü-koyu gri!-. Acayipsindir ve birini öyle acayip seviyor olabilirsin,oysa biliyorsundur ki o başkasıyladır,bu aşk yıkıcı,anlamsız ve tutarsızdır.O başkasıyla mutludur belki!?Zaten seninle olmaz,saçmadır,zaten sana da uymaz!!!!!!!………….Sen başkalarının saadetini bozabilecek insanlardan değilsindir,olamazsındır da.Ama acayipsindir işte,bir türlü sevdandan vazgeçemezsin,kendi kendine sever,avunursun ve genelde herkes bu haline güler.Zaten komiktir,saçma ve anlamsız.Senin için böyle düşünülmesinin çok da önemi yoktur,yürek senin yüreğin,sevda senin,acı senin,umut senin…Zaten acayipsindir ve insanlar pek anlayamaz seni;ne gülerler ne kızarlar;şaşkın şaşkın bakarlar ardından ve açık sözlüsündür;yüzüne söyleyemez hep arkandan konuşurlar,korkaktırlar.Sınırsız sevebilirsin,çünkü sevme eylemi senin isteyerek yaptığın tek eylemdir ve her şeyi istediğin kadar sevebilirsin;özgürsün.Ama pek sevilmezsin,çünkü onlara uymazsın,benimsedikleri ya da alışageldikleri o karakterlere cidden hiç uymazsın.Bu hoşlarına gitmez,onlara uymak zorundasın.Uymalı mıyım diye sorduğun anda zaten yapamayacağını anlar cayarsın.İşteeee öyle… Avunur durursun.

Hiçbir sevdiğinin ölümüne tanıklık etmek istemezsin;ölüm senin için İstanbul’dan Hakkari’ye gitmektir ya da Çin’den Kanada’ya;gerçekliğinle sınırlı bir yolculuk -tercihen uzun mesafeli-.Boyut değiştirmeye çok da gerek yoktur.Ölüm böyle basit bir yolculuktur,o insan artık sıkılmıştır ve gitmek ister,gider;asla engel olamazsın.Ama eğer cesedini görürsen iş değişir;nefret ettiğin o lanet olası gerçeklikle karşı karşıya kalırsın:Yok olmak. Soğuyacak, moraracak, çürüyecek;topraktaki türlü canlı tarafından yenecek ya da deneylerde paramparça edilecek…….Yok olacaksın.Buna inanmak istemezsin,bilirsin böyle olduğunu,ama gözlerinle görmediğin müddetçe sorun yok.Görmediğin şeye inanmak zorunda değilsin,ama görünce fena olur,bilirsin.Henüz hiç görmemişsindir yakından bir cesedi,hele de bir sevdiğininkini asla.

Görmediğin müddetçe sevdiğin insanı o malum başkasıyla,sorun yoktur, önemsizdir.Onunla ya da değil;asla bilmek zorunda değilsindir ve avunmaya devam edebilirsin.Ama bir Cuma günüydü işte,Ocak ortaları…Hava soğuktu ve griydi gökyüzü.İyice biriktirmişti damlalarını,yağdı yağacak.Onları el ele görürsün.Ardından da iki damla gözpınarlarında,nerden geldiği meçhul.Seni görmez ,neden görsün ki zaten.Görmesine hiç gerek yoktur.Hayat işte;yine kendi limanına çekiyordur seni zorla.Damlaları silersin usulca ve yoluna devam edersin;yüreğinin olduğu yerden hissettiğin derin bir sızı ve anlayamadığın boşluk duygusuyla.Anlarsın ki aşk ölmüştür,öyle oracıkta bitmiştir işte;sevdanın cesedi tam ayaklarının dibinde……………

2001/Kadıköy

filistin günlüğü

•Temmuz 18, 2007 • Yorum Yapın

1.
sanırım, ellerinden tutmalıyım.
bir ikindi vakti gibi durmalıyım önünde, ortada.
tüm anlamsız çabalarımı bir yana koymalıyım.
sanırım, yangın olmalıyım,
yanmalıyım!
nasıl yanıyorsa senin yüreğin,
nasıl yanıyorsa ellerindeki çiçekler.

sonra,
aslında,
acı yüklü kervanlar da geçip gitmeli, kudüs surlarının önünden.
esmer bir erkek çocuğu gibi büyümeli intifâda.
sanırım,
bir taş daha atmalıyım,
bir taş daha!
ve sonra,
bir taş daha olmalıyım.
büyükçe bir taş,
bir taş daha!

2.
sanırım ellerinden tutmalıyım.
boynu tutulmuşlara sırtımızı dönüp çekilmeliyiz,
daha kuzeyden, daha batıdan.
ancak böyle kırılır değil mi?
ramallah’ın,
kâbil’in
ve istanbul’un zincirleri.

ve hemen duaya koyulmalıyız ardından,
“yetişin hüznün coğrafyasına, ey! hüznün peygamberleri!”

3.
ve gece saat 3’ü vurduğunda,
sanırım ellerinden tutmalıyım.
bir söylentidir diye değil a!
öyle olması gerektiği için.
azıcık aralanmalı koyu bulutlar,
işık dokunmalı azıcık senin bahçene,
ve benim bahçeme de doluşmalı yetim kuşlar.

4.
sen uyurken,
zayıf adamlar yürüyordu, filistin sokaklarında.
toplarına kin yüklüyordu tanklar.
ebed müddet bir kin.
muhammed’in küçük kardeşinin, kefene ihtiyacı kalmamıştı artık.

sen uyurken,
ve ben uyurken,
kudüs
“ağla ey salahaddin!” diyerek ağıt yakıyordu.
beline bağladığı kilolarca bombayla birlikte patlıyordu,
muhammed’in öteki küçük kardeşi,
rüyasında.
rüyasında, rüya göremiyordu diğerleri.

ben mi utanmalıyım?
ben mi?
yoksa ben mi?
tarihin ilk başladığı günden beri, herkes mi alçaklığı seçiyordu?

sen uyurken,
ben uyuyordum.
ve biz uyurken,
ölüyordu,
bahçemizde tanklarla oynayan esmer küçük bebekler.

“Sinan Doğan” 

buraya hep şiirler koymam -hatta başkalarının şiirlerini- artık hiç güzel bir şey yazamayışımdan ve hatta konuşurken cümle bile kuramayışımdan ve boş boş -bomboş- bakıyor olmamdan her şeye -dünyaya-…bu dünya dışında bir yer varsa oraya gitmek isteyişimden ama hayır ölerek değil,yaşamak için…daha iyi yaşanabilecek bir yer varsa…varsa tabi…

sakla yamalarını kalbim

•Temmuz 11, 2007 • Yorum Yapın

ne gül

ne yarın!

gül,

küle karılmış günlerin tortusunda

yarın,

vurulmuş yatıyor bugünün avlusunda

sakla yamalarını kalbim.

insanlar büyüdükçe günler kısalır

günlerimiz gibi aşklarımız da

yittikleri duraklarda kalırlar

sakla yamalarını kalbim.

kendini bıçak gibi ışıyan yeni güne bağışla

yürü, arkana bakma, ama umursa

bazen anılara en çok yakışan elbise

birkaç damla gözyaşıdır unutma.

Yılmaz Odabaşı 

paragrafın akışını bozan cümleler

•Temmuz 2, 2007 • Yorum Yapın

sonunda bitti.hayır asıl şimdi başlıyor.aslında hep bir şeyler bitiyor bir şeyler başlıyor.öyle olmalı zaten.ama baya birşey bitti bu sefer.cidden bitti.galiba…Farkettim de cümlelerin ilk harfi büyük değil…

sabah sabah burnuma tanımadık parfüm kokuları gelir gibi oluyor,ama odamdayım.

ve sen ne kadar uzak duruyorsun..ne kadar elimi uzattığımda dokunabilecek kadar yakın,ne kadar uzak…Gece yatarken dua ediyorum Tanrı’ya,sabah uyandığımda da aynı umutla:”bir mucize olsun n’olur”..Nedir bu umarsızca bekleyiş değişmeyeceğini bile bile bu durumun…Nedir bu kabullenemeyiş?

“hayat toz pembe bebeğim,al beni kollarına”

“je vois la vie en rose”

umarsız aşka gazel

•Temmuz 1, 2007 • Yorum Yapın

gelmek istemiyor gece
ne sen gelebiliyorsun o yüzden
ne de ben gidebiliyorum.
ama ben gideceğim.
akrepten bir güneş şakağımı yesede.
ama sen geleceksin.
dilin tuzlu yağmurlarca yakılmış.

gelmek istemiyor gün.
ne sen gelebiliyorsun o yüzden.
ne de ben gidebiliyorum.
ama ben gideceğim.
kurbağalara atarak ağzımda çiğnediğim karanfili.
ama sen geleceksin.
çamurlu lağımından karanlığın.

gelmek istemiyor.
ne gün,
ne gece.
ölebiliriz o yüzden.
ben senin uğruna.
sen de benim..

Lorca…

belki de yanlış bir leyla

•Ekim 12, 2006 • Yorum Yapın

bir gün geldi ki…

haydaaa yarım bırakmışım bunu ben,kim bilir neler yazcaktım da unuttum..Tanrım bu yazmak konusundaki şiddetli isteksizliğin nedeni nedir,sevmiyorum bu durumu.Ama gel gör ki yine hastayım yine hasta yine hasta..Anlaşılan odur ki bağışıklık sistemim çöktü ama moral olarak iyiyim (yoksa değil miyim)..

her neyse,yaprak dökümü başladı,bütün sevdiğim insanlar uzaklara gidiyolar;çok uzak olmasa bile görüşeymiycez artık.Sevinç olduğu müddetçe benim için sorun olmazdı ama onun da gitmesi gibi bi ihtimal var,gerçi  daha burda çoook sevdiğim insan var ama hepsi çalışmaya başladı,yakında ben de başlarım.Bu internet de olmazsa hiç görüşmezdik heralde:(

ama bana bişiler oluyo………..

bi de şu varki dün akşam ışıl’ın attığı mesaj beni mahvetti:”Sokaklarda yağmurdan sonraki toprak kokusu,kulağımda seyduna,reddeilmiş hissini atamadım içimden ve ağlamayı unutmuş küçük bir çocuğum şimdi yalnız kimsesiz,bi tren garında…

ama sonbaharca güldün/belli ki gidiciydin/yüzün yaprak sarısıydı/saçına hazan düşeli…hayat yaşadığın kadar/yaşamazsan boşa keder/seyduna’ya ölüm neyler/ayrılık zulümden beter…sevdanı içime gömdüm/çürük diş olup döküldüm/dudakları kan bürüdü/gözleri yerde kaldı…

ama amaaa………………….

17/10/2006

Across the universe

•Ekim 6, 2006 • Yorum Yapın

hinduizm………..>>>materyalizm

words are flowing out like endless rain into a paper cup,
they slither while they pass, they slip away across the universe
pools of sorrow, waves of joy are drifting through my open mind,
possessing and caressing me.
jai guru de va om
nothing’s gonna change my world,

evet anlıyorum,emin oluyorum,tüm kalbimle ve beş duyumla dahi algılayabilirim bunu.hiçbir şey benim dünyamı değiştiremez.Şimdi bi arkadaş diyecek ki neden o şarkı da kendini bulduğunu sanıyorsun(o arkadaş ben oluyorum:P)?ben nasıl böyle kendime bir dünya inşa etmeyi başardım bilmiyorum,ama sonuçtan memnunum,vicdanım rahat.

edit:burdaki beatles resmi noldu ki yaw :S

onunla vedalaştım,televizyonun başına geçtim merak ettiğim bi  filmi izlemek için.Filmin sonlarına doğru (belki de ortasıydı) uyuyakalmışım -e neredeyse sabahın 4′ü idi ve ramazan davulcuları dolaşıp duruyordu sokaklarda-.Sonra bu şarkıyla uyandım.İçime bir huzur doldu.Gülümseyerek yatağıma gittim.Rüyamda saçma ve sinir bozucu şeyler olup bitiyordu,onca pozitif ruh halime rağmen.

hayaller ve gerçekler arasındaki uçurum neden bu kadar büyük?ama ben bir mücadeleye girip gerçekçi hayaller kuruyorken -toplumcu gerçekçilik saplantımdan olsa gerek bu- yanlış birşeyler olduğunu hissettim ve çocukken yaptığım gibi fantastik hayaller kurmayı özledim.İnsan kendini animeler’deki bir kız olarak hayal edebilmeli ya da pembe dizideki esas kız.İnsan kalkıp kendini bir öğretmen olarak hayal etmemeli,bir fabrika işçisi,bir ölüm orucu direnişçisi.Bu arada direnişe yeni katılımcılar varmış,hepsi sanatçı…….